20 Nisan 2009 Pazartesi

biraz aristos biraz ben...


Rastlantı ve sonsuzluk içinde yaşıyorum...

Okyanusvari karanlık ve ışık...İçinde hiçbir sorumluluk sahibi tanrı,

Hiçbir özel ilgi ya da özel merhamet göremiyorum...

Ancak heryerde, yaşayan bir denge, devasa ama gizemli bir yalınlık, sonsuz bir ışık soluyuşu görüyorum...

Ve varolmanın;

rastlantı içinde yaşamam gerektiğini. Ama bütünün raslantı içinde olmadığını anlamak olduğunu kavrıyorum...

Bunu görmek ve bilmek, bilinçli olmak; kabul etmek ise insan olmaktır...

Özlemim ölümden sonra bir yaşam değildir benim...

gerçek özlemim, bu dünyada ölümden sonraki yaşamı gereksiz kılacak bir adaletin sağlanmasıdır...

Ölümün işlevi yaşama gerilim katmaktır...

Hergün takvim üzerindeki bir darbedir...

kabul etmemiz gereken tek şey günün içindeki ve günün geçişindeki sevincin birbirinden ayrılmaz olduğudur...

Varoluşumuzu yaşanmaya değer kılan yegane şeyde tamı tamına bu anların değerini ve süresini, niteliğini

ve devamlılığını bilecek kadar şanslı olmamızdır...

Unutulmaması gereken tek şey olası tek cennetin,

içinde bir zamanlar varolduğumuzu bilemeyeceğimiz güzel bir an, güzel bir anı olmasıdır...

Biz ve Siz...


Neden insanlar olmadıkları karakterleri oynarlar. Nedeni öyle biri olmayı istemeleri olamaz.


Çünkü inanıyorum ki herkes içinde daha güzel.


Dışarı göründüğü gibi yüzeysel değil kimse. O zaman sebep bu olamaz.


Çünkü insanlar bazen kötüyü ve karanlığı oynarlar.Neden menfaat midir peki?


Yoksa diğer insanlara karşı savunmamı?


Belki de bunların hepsi…
Peki biz bu insanları eleştirirken özeleştiri de yapıyor muyuz acaba?


Örneğin beni ele alalım:
Her akıl sağlığı yerinde ve düşünebilen insan gibi bende normal olduğumu savunamam kendime. Ama sadece kendime.


Dışarıya karşı gayet normal biri olma ve gözükme gereksinimi duyarım hep .


Her gün ağlamak istediğim halde gülerim bütün gün.


Neden ağlamak isterim bilmem ama neden ağlamayıp ta güldüğümü bilirim.


Gülerim çünkü insanların benden sıkılmasını istemem.


Gülerim çünkü zaaflarımın ve açıklarımın ortada ayak altında olmasını istemem.


En azından herkesin yanında değil. Aslında zaaf değil tabi bunlar bana göre.


Herkesin yaşayıpta birbirinden sakladığı gerçeklikleri.


Ama bunlar birer silah olarak kullanılabilir istenirse. Önemli olan bunlar değil aslında .


Asıl olan kendimizi kandırıp kandırmadığımız ki ben bunu çok iyi başarıyorum.
Biraz garibimdir ben tıpkı senin gibi. Gülerken ağlayabilirim yada ağlarken gülebilirim.


Peki neden? Herkes mi böyle? Hayır pek zannetmiyorum.


Eğer öyleyse büyük sorun var demektir zaten.


Aslında bütün hatalarımın kaynağını kendimle barışık olmamama bağlıyorum ben. Sizde mi benim gibisiniz sizde mi sürekli kafanızda bir şeylerin çırpındığını,vücudunuzda doğuştan bir yorgunluk ve hayattan bezginlik olduğunu hissediyorsunuz?


Damarlarınızda akan kanda bir beklentimi var?


Devamlı bir şeyi mi bekliyorsunuz?bir şey ama ne…


Sanki her gün bir şeyi bekliyorum ben. Bir şey olacak ama ne...
Ne istiyorum ben? Zenginlik? Huzur? Güç?


Yo hayır bunlar değil bunlarla bir şey elde edemeyeceğimi biliyorum.


Bunlar benim gibilere yetmez. Benim gibilere daha büyük bir tatmin gerek
İnsanoğlunun doyumsuz olduğu söylenir her zaman.


Peki hedeflerine ulaşmadan doyumsuz olanlar….
Herkes bir şey ister ve o hedefe ulaşıp o hedefi tüketince belli bir zaman sonra bunun ona yetmediğini anlar ve başka bir hedefe yönelir.


Ya ben ve benim gibiler biz ise o hedefe varmadan o hedefin bizi doyurmayacağını anlarız.


Peki o zaman o hedefe ulaşmanın anlamı var mı sorarım.


İnsanlara bu düşünceden hiçbir hedefe gitmeme isteğim pesimist izlenimini verir.


Ancak benim gibiler anlayabilir zaten bu yazdıklarımı.


Ancak sorun benim gibilerin nerede olduğu.


Ve en büyük korkum burada başlıyor. Ya benim gibilerde beni doyuramazsa.


Bazen öyle bir an oluyor ki uzayda tek başıma boşlukta yapayalnız olmak istiyorum.


Her şeyden uzak dünyanın o muhteşem görüntüsü bir tek ben ve birde müzik başka hiçbir şey bundan güzel olamaz
Peki bu düşüncenin kaynağı ne? Neden hayata sarılamıyor ben ve benim gibiler.


Yapmaktan korktukları için mi hayır bu komik bir gerekçe.


Bence sadece dünyanın kendilerini hak etmediğini düşünecek kadar iyiler.


Ve en önemli şeyin ne olduğuna karar veriyorlar.


Bazısı huzur diyor buna bazısı aşk.


Huzur evet bunu söyledim uzayda olmaktan daha huzurlu bir şey olamaz bence… peki aşk?
Aşk dediğimizde ne bekliyoruz aşktan? Mükemmelliyetçilik mi? Evet.


Peki bu göreceli kavram üstünde nasıl bir ölçüt olabilir. Bunu kestirmek çok zor.


Ancak bu mükemmeliyetçilik benim mükemmeliyetçiliğim.


Dolayısıyla bu mükemmeliyetçilik formlarına da ben karar veriyorum.


Başkası için çok yüksek ama bir başkası içinde oldukça alçakta bu mükemmeller.
Benim mükemmelim ne peki? Mükemmel insanım kim benim yada var mı?
Aslında açıklamak çok kolay. Bunun tek bir tarifi var ve bu görsel olarak tasvir edilecek bir şey değil.


Psikolojik bir tatminle sonuçlanabilecek bir hedef.


Bizim mükemmelimiz ona her baktığımızda yeniden,yeniden,yeniden,defalarca aşık olabileceğimiz ve sanki yukarılardan bir yeren gelmiş kadar saf olan birisi.


Ona baktığımızda dediğim gibi kendimizi o uzaydaki boşluktaymış gibi huzurlu hissedebileceğimiz birisidir.


Yaşadığımız dünya o kadar hapsetmiş ki bizi ben dahil kimse olduğu gibi değil eğer bunu başarsak hepimiz gerçek bizleri tanıyacağız ve o zaman belki gerçekten aşk mümkün olacak. Kimse saf gözükmüyor bu dünyada çünkü oyunda saf ve temiz kişilere yer yok.


Herkes o küçük beyinleriyle dünyanın en mükemmel insanı gibi durmaya çalışıyor ve bilmiyor aslında ne kadar zavallı olduğunu.


Sokağa çıkın ve etrafınızdakilere bakıp bana dokunulmamış saf ve temiz bir şey gösterin sanki tanrı tarafından gönderilmiş sizin için….


İlk gördüğünüzde kanınızın çekildiği,sizi sarhoş eden bir görüntü,böyle bir şey göremezsiniz.
Aşk bu kadar kolay değil bizim için.


Eğer aşık olunacak ve birisine hayatını verecekse bizim gibiler anlattığım şeyi hissetmeli derim ben.


Gerisi ise bizim için sadece kandırmacadır.


Tabi bunu bilirseniz ve bilinciniz size bunu gösterebilirse bunu anlarsınız.


Bizim aradığımız ilk başta ,ilk görüşte sorgusuz sualsiz kabullenmektir onu. Sanki birlikte doğmuş en başından beri içindeymiş gibi olmalıdır bizim aşkımız. Hiç konuşmaya gerek duymamak ve hiçbir materyale sığınmamaktır bizimkisi. Mükemmelimizle yeni bir sistem yaratabilecek güçte hissetmektir istediğimiz bizim.


Hala orda mısınız yoksa delirdiğimi düşünüp gidenlerden misiniz?


Şu anda kafanızda dediklerimi sorgulayın ve bir seçim yapın. Kaçımız gerçekten yaşıyor.Diğer kalabalığa katılıp,sürüyle hareket edip yalanı yaşamayı mı seçeceksiniz;yoksa benim gibilerle birlikte bu yalanı yaşadığınız halde kafanızda hep bu sorular dolaşacak ve diğer bizim gibilerimi arayacaksınız hep?


Eğer bizdenseniz hiçbir zaman tatmin olamayacaksınız bu hayatta bu kesin.


Ama bizden değilseniz yolunuza gidin ve yalanı sevmeye devam edin.


Ama bunu yaparken yalanı çok sevdiğinize kendinizi inandırın.


Çok sevin yalanı yoksa hiçbir şey eskisi gibi olmaz biraz şüpheniz olsa bile dönemezsiniz eski yaşamınıza yada beni biraz ciddiye alıyorsanız…..almayın.
Ancak şunu hiç unutmayın biz hep buradayız ve bizden sonrada hep birileri bu boşluğu dolduracak. Buna boşluk denirse tabi.


Bize sakın üzülmeyin. Çünkü biz size yeterince üzülüyoruz.


Beynimiz bize bu yolu gösterdi ve bizde bu yolda gitmek zorundayız.
Artık geri dönemeyiz.hırssız,tatminsiz,ütopyalarla dolu bir hayat bizi bekleyen.
Hep o özlem olacak içimizde yaşlanınca bile deniz kenarına oturup bakınca ufka düşüneceğiz hep bunu.


Ne kazandık bu dünyadan yada o bizden?


Neleri sevdik?


Neleri sildik?


Hangi amaçlara ulaştık?


bu yolda neleri kaybettik?


başardık mı istediğimiz şeyleri?


Değiştirebildik mi dünyayı?
Bunların cevabını o zaman öğreneceğiz ama en önemli soru şu olacak geldiğinde o gün:
Bulabildik mi bizim gibileri?
Bu cevap diğer bütün soruların cevabını hazırlayacak bizim için.
Biz içinizdeyiz isteseniz de istemeseniz de…..kim bilir belki bir gün bizde size katılmaya karar veririz yalandan. Ama beklide hep burada uzaklarda kalırız sonsuza dek...

exnihilo
27 haziran 2003

öğrendim...


Insanlara kendimi zorla sevdiremeyecegimi ögrendim. Yapabilecegin tek sey sevilebilecek biri olmak; Gerisi onlara kalmis...

Insanlari ne kadar düsünürsen düsün, Onlarin seni o kadar düsünmediklerini ögrendim.

Güven elde edebilmek için yillarin gerektigini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettigini ögrendim.

Önemli olanin hayatindaki esyalarin degil, Hayattaki kisilerin oldugunu ögrendim.

Kendimi karsilastirmak için, baskalarinin en iyi yaptiklarini degil, Kendimin en iyi yaptiklarini kistas almam gerektigini ögrendim.

Insanlar için olaylarin degil, onlarin daha önemli olduklarini ögrendim.

Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiginin her zaman iki yüzü olacagini ögrendim.

Sevdigin kisilere sevgi dolu sözler söylemen gerektigini, Belki bu son defa, son görüsün olabilecegini ögrendim.

Her ne kadar onu çok düsünsen de, Yine de gidebilecegini ögrendim.
Kahramanlarin,yapilmasi gerekenleri ne pahasina olursa olsun, Yapanlar oldugunu ögrendim.

Insanlarin seni hep hesapsiz sevdigini, Ama bunu nasil göstereceklerini bilemediklerini ögrendim.


Sinirlendigimde gerçekten buna degse bile, asla acimasiz olmamam gerektigini ögrendim.


Gerçek dostlugun ve gerçek askin,arada uzak mesafeler olsa bile, büyüdügünü ögrendim.

Birisinin seni istedigin gibi sevmemesi, Onun seni tüm benligiyle sevmedigi anlamina gelmedigini ögrendim.


Bir arkadasin ne kadar iyi olursa olsun seni üzecegini ve senin yine de onu affetmen gerektigini ögrendim.


Bazen baskalari tarafindan affedilmenin yetmedigini ögrendim. Kendini de affetmen gerektiğini öğrendim.


Kalbin ne kadar kirilmis olursa olsun, Dünyanin senin acilarindan dolayi durmayacagini ögrendim.


Geçmisimiz ve durumumuzun oldugumuz kisiligi etkiledigini, Ama olmamiz gerekene karsi sorumlu oldugumuzu ögrendim.


Iki kisinin tartismasinin, birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmedigini ögrendim.


Seni dogru dürüst tanimayan kisilerin, Hayatini, birkaç saat içinde degistirebileceklerini ögrendim.


Verebilecegin bir sey kalmadiginda bile bir arkadasin agladiginda, Ona yardim edebilecek gücü bulabilecegini ögrendim.


Yazmanin, konusmak kadar duygusal gayret gerektirdigini ögrendim.

En fazla önemsedigim kisilerin, benden hep uzaklastirildiklarini ögrendim.

Insanlari üzmeden ve duyarli olarak kendi fikirlerini söylemenin Çok zor oldugunu ögrendim.

bazen çok zor bir karar almanın ilerde alacağın daha zor bir karardan daha iyi olabileceğini öğrendim.

bazen yanlış yolda doğru kişi ile bazende doğru yolda yanlış kişi ile karşılaşabileceğini öğrendim.

ve bazende yollar doğruda yanlışta olsa boş olduklarını öğrendim...

Sevmeyi Ve sevilmeyi ögrendim...
ex nihilo 2005